Sinir Harpleri
17-03-2009 - gölge
İnip bir sigara içmeye çalışıyorum
Hava çok soğuk ve yağmur atıyor ufaktan
Bir saçağın altında dikiliyorum
Yağmur dumanları dilimliyor sanki
Yukarda bir sürü hasta bekliyor
Poliklinik kapalı
Bana gelip gidip soruyorlar;
- ameliyatta diyorum
- ama bu saate randevum vardı
- eğer narkozdaki adamı bırakabilseydi kaçırmazdı bunu diyorum, ama kas kafalı
anlamıyor.
Nasıl bir sekreter olduğumu soruyorlar, hiç kimseden ve hiç bi boktan haberim olmadığını söylüyorlar. İçimden, beni sikleyen kimsenin olmadığını söylüyorum, tabii duymuyor...
Evraklar ve raporlar arasına dalış yapacakken
Biri çıkıp raporunu soruyor. Dün herifin çok sinirli olduğunu ve kaşem yanımda yok deyip beni başından savdığını, bu kadar pezeveng olduklarını söyleyemiyorum. Ve bana bağrınmaya çalışıyorlar. Sakin olmam lazım. Ruh ve sinir hastalıkları merkezinde olsaydık eğer herşey daha basit olabilirdi. Heriflerin dolabından viskiye dayanıyorum,beynim uyuşuyor azda olsa... kapıyı gösteriyorum kancık karıya. Ama bağırınmak konusunda ısrarlı. Ve karar veriyorum. Birini bulacağım ve bende onun kafasını sikeceğim. Sürekli konuşucak ve bağıracağım.
Çok kalabalık, merdiven ve kolidorlardan geçilmiyor.
Sesim çıkmıyor, lanet olsun hepiniz mi hastasınız...
Cüzdanımdaki bistüriye bakıyorum. En son intihar edilecek yer hastanedir heralde.
Geçen sene bir personel çatıdan atladı, şanslı herifmiş. Kimse bi bok yapamadı. Söz konusu biz olunca, sanş ancak kıçıyla güler ama..
“Bazen zorunda kalırsın” derdi Eyüphan abi. Ama bazen değildi, burada yanılıyordu. Aslında çoğunlukla zorunda bırakılıyoruz. Nefret etmek için, yalnız kalmak için, inanmak için, daha çok dibe vurmak için ve daha fazla sayamayacağım vs.ler...
Hava çok soğuk ve yağmur atıyor ufaktan
Bir saçağın altında dikiliyorum
Yağmur dumanları dilimliyor sanki
Yukarda bir sürü hasta bekliyor
Poliklinik kapalı
Bana gelip gidip soruyorlar;
- ameliyatta diyorum
- ama bu saate randevum vardı
- eğer narkozdaki adamı bırakabilseydi kaçırmazdı bunu diyorum, ama kas kafalı
anlamıyor.
Nasıl bir sekreter olduğumu soruyorlar, hiç kimseden ve hiç bi boktan haberim olmadığını söylüyorlar. İçimden, beni sikleyen kimsenin olmadığını söylüyorum, tabii duymuyor...
Evraklar ve raporlar arasına dalış yapacakken
Biri çıkıp raporunu soruyor. Dün herifin çok sinirli olduğunu ve kaşem yanımda yok deyip beni başından savdığını, bu kadar pezeveng olduklarını söyleyemiyorum. Ve bana bağrınmaya çalışıyorlar. Sakin olmam lazım. Ruh ve sinir hastalıkları merkezinde olsaydık eğer herşey daha basit olabilirdi. Heriflerin dolabından viskiye dayanıyorum,beynim uyuşuyor azda olsa... kapıyı gösteriyorum kancık karıya. Ama bağırınmak konusunda ısrarlı. Ve karar veriyorum. Birini bulacağım ve bende onun kafasını sikeceğim. Sürekli konuşucak ve bağıracağım.
Çok kalabalık, merdiven ve kolidorlardan geçilmiyor.
Sesim çıkmıyor, lanet olsun hepiniz mi hastasınız...
Cüzdanımdaki bistüriye bakıyorum. En son intihar edilecek yer hastanedir heralde.
Geçen sene bir personel çatıdan atladı, şanslı herifmiş. Kimse bi bok yapamadı. Söz konusu biz olunca, sanş ancak kıçıyla güler ama..
“Bazen zorunda kalırsın” derdi Eyüphan abi. Ama bazen değildi, burada yanılıyordu. Aslında çoğunlukla zorunda bırakılıyoruz. Nefret etmek için, yalnız kalmak için, inanmak için, daha çok dibe vurmak için ve daha fazla sayamayacağım vs.ler...